Bir süredir Blechman'ın editörlüğünü üstlendiği "Devrimci Romantizm" isimli eseri okuyorum. Yazılanları tam manası ile anladığım söylenemez, Alman Aydınlanmasına dair külliyata hakimiyetim maalesef kısıtlı. Nüansları görebilecek yeterlilikte olmasam da Romantizmde buldukları devrimci fikri ve buna dair argümanlarını önemli buluyorum. Modernizme verilen bu tepkiyle haşır neşir olurken aklıma Mark Fisher'ın o ünlü kitabı ve garip bir şekilde Yalçın Küçük geliyor. Bu haftanın konusu anlaşıldı diye umuyorum, Yalçın Küçük ve Kapitalist Gerçekçiliğe reddiye.
Fisher'ın felsefesini incelemeyi başka zamana bıraksak da konunun anlaşılması için girizgah yapalım. Nedir bu kapitalist gerçekçilik? Thatcher'ın "Başka bir Alternatif Yok" sözü meselenin özünü açıklıyor. Bugün örgütlü mücadeleye ömrünü adayan yoldaşlarımızda bile yeni ve özgür bir dünyaya, devrimin gerçekleşebileceğine inancı görmek oldukça zor. Devrimden bahsederken uzak bir zamana ertelenmiş ve bugün üstüne konuşulmasının vakit kaybı olduğu, devrimden sonrası hakkında ise reel sosyalist tecrübe üzerine artık kamplaşılmış teorilerin kavgasından fazlasının hayal edilemediği bir zihin yapısıyla karşılaşıyoruz. Romantizmin ,başarısı tartışılmakla birlikte, bahsettiğimiz sorunsala dair muhalefeti bugün bana -ve Michael Löwy örnek olmak üzere birçoklarına- ilham vermekte, üstüne düşünülmesi verimli bir zemin olmakta. Detayına inmeden örnek vermek gerekirse rasyonel akla karşı "Dünyanın Yeniden Büyülenmesi", yeni dünya mitolojisi olarak adlandırdıkları ütopya, insan ilişkilerindeki yabancılaşmaya karşı özgürlüğü sevgi ve sanat yolu ve amacıyla kurtarmaya yönelik çabadan bahsedilebilir. Yalçın Küçük'ü bu kadar büyük yapan şeyin temelinde varolana karşı devrimci iradenin taviz vermezliğini görüyorum. Kendisinin aydına yüklediği ütopya sahibi olma niteliği, iktidar perspektifine yaptığı vurgu, Küfür romanları ile sanata atfettiği işlev Romantik düşünce ile benzerlikler taşımakta. Bu benzerliklerin boyutunun izini sürmek ciddi bir emek gerektiriyor. Ben bugün aradaki uyumun ve farkın boyutundan değil, hocanın öğrencilerinde eksik bulunan devrimci nitelikten bahsedeceğim, kapitalizmin yıkılabileceğine olan inançsızlıklarından.
Hocamızın ebedi istirahatine uğurlanması üzerinden yaklaşık 3 ay geçti, kendisiyle ilgili eserlerse çıkmayı sürdürüyor. OdaTv'den çıkan biyografi izlenmeye değer olmakla birlikte hocanın öğrencileri hakkında, özellikle de Soner Yalçın hakkında çok şey söylüyor. Belgesele baktığımızda ailesinin ve yakınlarının katkıları ile tanımayanlar için giriş niteliğinde, tanıyanlar içinse tekrar anmak ve kişisel yaşamına dair anılarla bezeli, bunları yaparken politik savruluşlarını ve fikirlerini anlatmakta da mahir bir eser görmekteyiz. Ta ki belgeselin son kısmına kadar, Hocamızın Erdoğan'a karşı verdiği mücadele belgeselde sansürlenmiş durumda. Ortada şaşırılacak bir durum yok, ne de olsa belgesel Beştepe'ye bağlanmışların belgeseli. Nasıl oldu da deli çocuğun öğrencileri Beştepe'ye kul oldular sorusunun yanıtını devrimden kopmakta buluyorum. Tezimde özgün bir yan olduğu iddiasında değilim. Benim iddiam Yalçın Hocanın yaşamı boyu savrulduğu uçlara rağmen niçin pantheonumuzda yeri olduğu ile alakalı. Kendisi Kürt hareketi ile ilişkisinde, Sabetayizm tezlerinde ve Ergenekon dönemi tavrında eleştirilmesi gereken hatalarına rağmen devrim fikrinden vazgeçmemiştir. Bu konuları kullanarak tekfir etmeye çalışanlar hocayı kendileri gibi reelpolitiğin ötesinde ufka sahip olmayan ahmaklardan sanmaktadırlar. Onu büyük yapan, bizlere hala yol gösterebilmesini sağlayan budur, kapitalist gerçekçiliğe karşı direnç ve ütopyanın savunusu. Yoksa devrimden ve sınıftan kaçış Soner beye veya hocanın öğrencilerine özgü değildir. Ben hoca üzerine yazmak istediğimden dolayı kendilerini örnek verdim. 80 pişmanları, dönekler tarihimizde sayamayacağımız kadar çok var, hepsinde de aynı hastalık aynı umutsuzluk olduğu kanaatindeyim.
Vefatı ile birlikte kendisini sahiplenenleri saymak mümkün değil. Bugün özellikle gençlikte hocaya tekrar bir ilginin oluştuğu ise aşikar. Kendisinin yolundan gittiği iddiasındaki dergi çevreleri ise yerden biter gibi çoğalmakta. Bunu olumlu görüyorum. Hoca ülkemizde devrim fikrinin, kapitalizme karşı komünizmin, sermayenin aklına karşı deliliğin -belki de romantik bir deliliğin- ilhamı olmaya devam edecek. Biz de kendisine yakışır öğrenciler olmak için çalışacağız. Anısına yapılan saygısızlığı teşhir etmeye devam edeceğiz.
Yalçın Küçük hatalarına rağmen öğrettikleri ile hocamız olmayı sürdürecek. Kendisine özlemimiz ve külliyatına duyacağımız ihtiyaç uzun süre bizlerle kalacak.
Bu haftalık bu kadar. Minnak muhalefetimiz yeni parti kurmuşlar, çözüm süreci ise ilerlemekte. Bunlarda devrimci hiçbir yan görmüyorum. Düzen içi veya düzen içi olmaya çalışan aktörlerin eylemlerindense hocamıza dönmeyi daha doğru buldum. Önemli hiçbir şey söyleyemesek bile bizlere inandırmaya çalıştıkları sandığa sıkışmış umutsuz bir gelecek fikrine hizmet etmemenin vicdani rahatlığına sahibiz. Demokratlara karşı Yalçın Küçük, kapitalist gerçekçiliğe karşı ise devrim!
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap.