Duygular, diyor Ulus Baker, varoluş gücümüzde birer artış ya da azalış belirtir, fazlası değildir. Bir duygu kişinin varoluşundaki değişim miktarıdır, ki değişim miktarı zaten değişimin kendisidir. Duygular salt birer nesne olarak konumlanmadıkları gibi nesneleri ve özneleri aynıdır. Dönüşlüdürler. Bir duygunun nesnesi her zaman öznenin kendisidir, asla başkası değil. Kişi her zaman sadece kendine kızar, kendisine sevinir, kendisine üzülür… İçsel birer değişimdirler, ancak dışsal tesirleri olabilir.
Burada duygularla direkt ilişki içerisinde olup onlardan ayrılan iki olguyu inceleyeceğiz.

İlk anomalimiz özlem. Özlem bir duygu değildir, özlemek bir durumdur. Zira özlemin nesnesi öznesiyle aynı değildir. Özlem için bir özleyen(özne) bir de özlenen(nesne) gereklidir. Özleyen kişinin özlemi varoluşundan bağımsızdır. Özlem sürecince -bu bazen geri kalan hayatının tamamı demektir- özne sevinir, üzülür, sinirlenir. Varoluşu devam etmektedir, varoluşundaki değişimler de. Ama aynı zamanda özne artık özleyen olmuştur, özlem varoluşunda bir değişim meydana getirmemiş, onu yepyeni bir varlık yapmıştır. Artık öznede hem varoluşu hem de özlemi vardır. Bu yüzdendir ki özleyen insan büyük bir anlamsızlıktadır çünkü özlemi onu pençesine öyle alır ki varoluşu değersizleşir/varoluşuna değer vermez. O sevinçli olması gereken anlarda olamayacak, özlemine yenik düşecektir. O ki kederli olması gereken anlarda kederlenemeyecek, kederlendiği şey özlemine ağır basamayacaktır.

İkinci üstünde durulması gereken kavram da acıdır. Acı bir duygu değil, bir uyarıcıdır. Özlemin tam tersine acının öznesi dışsalken nesnesi kişinin kendisidir. Bütün varoluş gücü hazdan/libidodan/arzudan meydana gelir. Acı ise hazzın tetikleyenidir. Deleuze, Masoch üzerine yazısında hazzın istencin ülküsüne/ideasına ulaştığı an değil, o ana kadarki bekleyiş olduğunu söyler. Haz, istencin nesnesine ulaştığı an değil ulaşmayı beklediği süreçtir. Hazzı anda arayanlar bu yüzdendir ki patolojik bir hedonizme kapılırlar. Mazoşistlere baktığımızda bunu net bir şekilde anlayabiliriz. Mazoşist bir anı bekler, asıl hazzı o anda değil o anı bekleyişinden alır ve bu süreçte bir uyarıcıya ihtiyaç vardır, acı da tam burada girer devreye. Acı, haz için bir uyarıcı görevidir sadece. Acının nesnesi kişinin kendisidir fakat değişimin türünü belirlemez. Kendine zarar verdiğinde rahatlama/mutluluk duyanlar da vardır acıdan mutsuz olanlar/bunu kaçılacak bir şey olarak görenler de. Gördüğümüz gibi acı bir duygu değildir, varoluş gücünde bir artma ya da azalma belirtmez, sadece hazzı tetikler.

Nietzsche’yi ele alalım. Apollonik olan bir ülküye inanır/hizmet eder. Bir noktanın/anın/tasarının arzulanmasıdır. Diyonizyak olan ise sürecin tamamıdır. Doğanın dönüşümü, yaşam ve ölüm döngüsü, sevinç ve keder bir arada var olur. Apollonik ataerkilken, sonraki yaşam kutsanırken, akıl kutsanırken Diyonizyak anaerkildir. Yaşamı/Ölümü, yaşamın kendisi kutsar. Bedeni ve doğayı kutsar. Apollonik olan sonraki bir hayatı/var olan hayatta daha üstün bir pozu/konumu hedeflerken Diyonizyak olanın bir hedefi yoktur, o sadece vardır. Dionysos acı çeker, var oluşunda coşmalar ve sönümlenmeler yaşanır fakat bir amaca kadir değildir. Dionysos aynı zamanda özlem çeker. İlk/Tek özleme sahiptir o, doğmuştur. Annesini/anne rahmine geri dönmeyi/ölümü arzular, bu yüzden söylende kendisi sürekli annesini arar.

Calvino, Pavese ile ilgili “Pavese’nin anlatılarında öğrenmek demek, aynı zamanda ve her şeyden önce nasıl acı çekileceğini öğrenmek demektir.” Demiştir. İlginçtir, usta yazarın anlatılarına baktığımızda yoğun bir özlem de karşılar bizi. “Yoldaş” romanında umut aşılanırken, okuyucunun varoluş gücü yükseltilmeye çalışılırken aynı zamanda sayfalara özlem sinmiştir. Geçmişe, çocukluğa, gençliğe duyulan özlemler vardır onun romanında ve bu özlemler romanın duygusundan/esas hissiyatından neredeyse bağımsızdır. “O zamanlar çok gençtik.” Diye başlar Tepelerdeki Şeytan, ama kitabın konusu hiç de özlem değildir. Pavese özlemi kitaplarına bunca başarılı işleyen ve aynı zamanda acı çekmeyi de kendisine ana konu edinmiş bir yazar. Pavese’deki Diyonizyak öğelerin yoğunluğu da gözler önündedir. Kadınlara/Anneye yönelmiş, kedilere yönelmiş, tepelere, doğaya yönelmiş anlatılar söz konusudur.

Hayal gücü yüksek bir okuyucu hazzın sosyoekonomik sadizmden bütüncül bir mazoşizme kaydırılmasını kapitalizme eleştiri olarak okuyabilir, Sovyet bir yönetimini “baba değil de anne temelli/Diyonizyak/yaşam temelli” bulabilir, özlemin hem geçmişe hem de geleceğe yönelik olduğunu fark edebilir, bütün bu yazı, yazarın iç dökmeleri olmasının yanında bir sosyalist propaganda olarak da algılanabilir. Algılanmalıdır da, zira yazarın amacı budur.

ek: Özlemimin ağırlığına dayanamadığım genç yaşta metne dökülmüş bu fikirler, o yaştaki bir gencin "yaşamaması gereken" yoğun deneyimler sonucuydu. Bütün acemiliğine, bütün gülünçlüğüne rağmen hala bana gurur veren bir metin olması bundandır. Yaşanmaması gereken, engellenmesi için kapitalist hegemonyanın her türlü aracının, hala ayağıma bağ olan sınıfımın banal ideolojisine varana kadar tüm prangaların kırılması sonucu, devrimci eyleme yönelişim sonucu edindiğim deneyimler, son derece çiğ ve hevesli satırlara sinmiş bulunuyor.

Eylem net ve kesindi, kavranması hiçbir sis perdesinin ardına saklanamayacak kadar apaçık şekilde yaşandı. Geriye sadece özlemek kalmıştı, insanın her daim kendisine duyduğu yabancılığın arkasına saklanmış duygular ve özlem, ki sadece edebiyatla anlatılabilecek olan.
Duyduğum özlem, sadece ama sadece yaşanmaması gerekenlere, devrimci eyleme duyduğum özlemdir. Kapitalist bireyleşmeyi kıran dostluklar, mücadele ile yoğrulmuş duygudaşlıklar ve geleceğe olan umudun paylaşıldığı sohbetlere duyduğum özlem.

/Başka günler olacak, başka sesler olacak./

Kol kola eylemlere gidecek, yoldaşlık bağları ile bezeli sohbetler eşliğinde biralar içecek ve umut dolu kollara sarılacağız.

/Kediler bunu bilecek./

Özlem duyacağımız yeni anılar yaratacağız, yaşanmaması gereken, yaşanmaması için elinden gelen ardına konmamış, yaşanması için hiçbir sebep olmayan ve mutlaka yaşanacak olan anılar.

/Başka günler olacak, başka sesler ve uyanışlar./

Özlem ki bizi olanca gücüyle alanlara çağıracak, eylemi doğuramadığı her gün üstümüze daha da ağır bir acı olarak çökecek.

/Şafakta acı çekeceğiz, baharın yüzü./