İkinci yılını yaşadığımız çözüm sürecinin önemli etkilerinden birisi yıllarca sansüre maruz kalmış hareketin kendisine -çoğunlukla ana akımda olmasa da- fikirlerini paylaşabileceği alanlar bulmuş olmasıdır. Bu iki yılda yayınlanan doksanlardan kalma röportajlardan sonra geçen hafta Ruşen beyin yaptığı Kandil röportajı ülkemizde gazeteciliğin bunca baskıya rağmen varlığının ispatı konumda. Röportajın niteliği kenara bırakılırsa, cevaplamamız gereken -kanımca- daha önemli bir soru var; sistemin sansür uyguladığı bu radikal fikirlerle röportajlar niçin önemli?
Anaakım siyasetin içinde bulunduğu hayal kırıklığı sonucu insanların verdiği tepkileri ikiye ayırmanın doğru olduğunu düşünüyorum. Bir kısım yurttaşlarımız siyaset takip etmeyi tamamen bırakıyor, azınlıkta kalan fakat önemli bir kısım ise radikal düşüncelerden medet ummaya başlıyor. İdeolojisi fark etmeksizin siyasete dair analizlerindeki tutarlı ve çoğunlukla isabetli görüşlerinin bunda etkisi büyük. Sorumuz şimdi başka bir yön kazanmış durumda: Niçin prestijli üniversitelerden mezun, eğitimli analistlerimizin yapamadığını belki illegal, yer yer silahlı, ömrü baskı altında geçmiş, ayırabileceği vakti ve imkanları çok daha kısıtlı özneler başarabiliyor?
İlk akla gelen -ve isabetli- görüş "okumuş" analistlerimizin burjuvazinin okullarında aldığı eğitimin tam da yanlış analizler yapmak için olduğu. Bu görüş haklı olsa da bize sistemin tasvip ettiği öznelerle ilgili bir fikir veriyor, radikal öznelerle ilgili değil. Sebebi salt sınıfsal görmeyi de doğru bulmamaktayım. Nitekim kimi radikal hareketler burjuvanın sözcüsü eğitimli yazarlarımız/siyasetçilerimizle aynı sınıfı ve sınıfın görüşünü paylaşabiliyorlar. Sahip oldukları eleştiri gücünün bizzat radikalliklerinden kaynaklandığı görüşündeyim.
Konu siyasi radikalizm olduğunda biçemde bir ortaklık sağlandığı söylenebilir. Radikaller fikirlerini dolandırmıyor, doğru olduklarını düşünmedikleri hiçbir şey söylemiyorlar. Sorunun bir sistem sorunu olduğunu itiraf etmekte hiç gecikmiyorlar. Sistemin kendilerine hedef aldıkları kısmı ile uzlaşmayı tamamen reddediyorlar. Onları "radikal" yapan tam olarak bu, sorunun sistem sorunu olduğu kabulü ve siyasetlerini sistemin kendi iddialarınca tamamına fakat gerçekte hedef aldıkları kısmına dair yıkıcı bir nitelikte yapmaları.
Gelelim radikal hareketlerin çıkmazına: iktidar meselesine. İddiam şudur: ne kadar radikal olursa olsunlar konu iktidarı devralmak veyahut meşru görüldükleri tarihsel anlarda müzakere etmek olduğunda hep sistem içi aktörlere evrilme eğilimindeler.
Bunun sebebi çok açıktır. Eleştirileri asla iktidarın niteliğine ve/veya üretim biçimine dair olmaz, kendi sınıfsal konumları gereğince olamaz. İktidar konusundaki en radikal eleştiri olma şerefini Marxistler ve Anarşistler paylaşır. İktisadi eleştiride ise yalnız olduğumuzu iddia etme hadsizliğini göstermekten geri durmuyoruz.
Marxizm eleştirisini toplumun temeli olan iktisadi ilişkilerden başlattığı için toplumun bütüncül ve en radikal eleştirisini sunar. Anarşist dostlarımızın iktidar eleştirilerinin ne kadar değerli ve öğretici olduğu konusunda haklarını teslim ediyor, kendileri hakkında konuşacak yeterlilikte olmamam ve bu yazıyı fazlaca şişireceğini düşünmemden ötürü sonraya bırakıyorum.
Konumuza dönersek, Marxist olmayan radikalizmin sisteme entegre olma hevesini kanıtlama ihtiyacı hissetmiyorum. El-Kaide artıklarının Suriye ve Afrika'da iktidarlaştığı gibi sistemle uzlaşma sinyalleri, İhvan hareketinin Mısır ve bölgenin tamamında emperyalizmle işbirliği, her türlü demokratik muhalefet ve ulusal kurtuluş hareketlerinin önemli bir kısmı ve daha nice örnekte bu eğilimi bariz bir şekilde görürüz.
Manşetimizi verelim: Gerek İslamcılar, gerek demokratlar, sistemin tamamıyla sorun yaşamamakta. İstekleri sisteme entegre olmak, düzen içi meşru aktörler olarak görülmek. Kürt hareketinin durumu da budur, sisteme entegre olmak istemektedirler.
Bu, bizler için son derece beklendik bir durumdur. Bahsi geçen ve geçmeyen tüm bu radikal hareketler küçük burjuva/burjuva hareketlerdir. Kimilerinin sosyalist olmaları dahi bunu değiştirmez. Öcalan'ın önderliğindeki hareket sosyalizm iddiasında da ulusal kurtuluş hareketinin liderliği iddiasında da samimidir ve bu iki niteliğinde de küçük burjuva bir harekettir. Leninizmden dönüşü de, meşru aktör olmak ve müzakere etmek konusundaki tutumları da buraya dayanır. Ulusal kurtuluş hareketlerinin ve demokratik konfederalizmin niteliğini başka yazıda daha uzun incelemek üzere burada bırakıyorum.
Bugün CHP'ye veya herhangi bir demokratik harekete umut besleyenler ne kadar radikal olursa olsun bu hareketlerin sınıfsal kökeninin farkına varmalıdır. Demokratik hareketlerin sistem tarafından içerilip sönümlenmesi artık en az Çartizm kadar eski bir hikaye. Yine Herzen ve Lassalle bu açıdan incelemeye tabi tutulabilir. Düzenin bütüncül eleştirisine sahip olmadığı, sınıfsal konumu gereği olamayacağı için her türlü demokratik hareket son kertede kaybetmeye mahkumdur.
Sanırım artık başlangıçtaki sorumuza dönebiliriz. Her türden Radikalizm, bize sistemle ilgili önemli bilgiler verir. Kendilerinin ortaya çıkmaları ve toplumda karşılık bulabilmeleri toplumun içinden geçtiği maddi koşulları gösterir. Sistemin onlarla ne derece uzlaşacağı ve bu uzlaşmada tarafların konumu bizim rejimimizle ilgili analizlerimize katkı sunar. Söylediklerime istisna örnekler vardır, bu örneklerin nasıl istisna olabildikleri devrimciler için dersler taşımaktadır. Üstelik burada üzerinde durmadığımız, kimi radikalizmlerin tarihin verili anında başat çelişki olabilme durumu söz konusu. Kuzey Kürdistan'da başat çelişki uzun yıllar sınıfsal değil ulusal nitelikteydi, bugün Filistin ve İran söz konusu olduğunda aynısı iddia edilebilir. Bugün ne kadar önemli olsalar ve uzlaşmaz tavır takınsalar da tarihin karşısında en nihayetinde uzlaşma eğilimleri ağır basacaktır. Bu kendileriyle dayanışmamıza asla engel olamaz, fakat şerhlerimizi düşmeyi bir an olsun bırakmamalıyız.
Radikalizmin niteliğini ve sakıncalarını ortaya koyduğumuzu düşünüyorum. Radikal olmak, şeyleri kökünden kavramak demektir. Toplumun en radikal eleştirisi ve proletaryanın bilincinin en gelişkin biçimi olmasından dolayı Marxizm, diğer tüm hareketlerden ayrılır, devrime önderlik edebilecek tek hareket olması bu sebeptendir.
Her hafta çıkmasını planladığım gündem yazılarının ilkini burada sonlandırıyorum. Yaptığı işin büyüklüğünü tekrar takdir ediyor, bu yazıya da ilham olduğu için Ruşen beye teşekkür ediyorum. Umarım haftaya görüşmek üzere.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap.