elimde kameramla tanrısal bir role bürünüyorum. tanrısal bir araç, doğrulttuğum ve tetiği çektiğim insanları zamanın ötesine sonsuzluğa gönderiyorum. tetiğin çekilmesiyle zamanın akışı içinden bir an seçildi ve tam o saniye yaratıldı. evet o ‘an’ yaratıldı, ben yarattım. hem de daha önce hiç bakılmamış bir açıdan. açı da yaratıldı böylece. bir fotoğrafçı temelde bu iki kavramla öne çıkar ve ayrılır. hangi anı ve açıyı yaratmak istediğiyle. “şiir ayıklanmış yaşantıdır” der melih cevdet anday. fotoğrafçılık da benzerdir bu bakımdan. anlar içinden an, açılar içinden açı ayıklanır. yaşantıdır aslında ayıklanan.
bir sokak sonsuzluk çağrışımı olarak uzayıp gider fotoğrafçının önünde. sokağın hikayesi çoktur, bitmez; sokağın bittiği yerde başka bir sokak başlar. insanın hayal gücüyle tasarlayamayacağı kaotik bir imgeler dünyasıdır sokak. bir sokakta sadece birkaç saat içinde bile öyle hayatlar, sesler, görüntüler süzülür ki bize insanlığın bütün hallerini sergiler. sonsuz olanaklar barındıran bu mekansız mekanın bir ayıklayıcıya ihtiyacı vardır. ister şair olsun ister fotoğrafçı, bir yolcudur işin sonunda. ayıkladıkça daha iyi tanır sokağı, insanı ve kendini. tanıdıkça sokaktan sokağa, insandan insana ve kendinden başka bir kendine yolculuk yapar. hayat da bu yolculuğun kendisidir aslında. belki hayatın tek olmasının kederini bastırabilecek yegâne gerçek sokakların, insanların ve kişinin kendisinin tek olmayışıdır.
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap.