Çocuk yaşta sokakta ölmeyecek kadar güvende
Bombaları iftar topları sanacak kadar tehlikede
Kardeşlerine bir kitap hediye edecek kadar zengin
Akşama etli yemekler pişiremeyecek kadar fakir
Aynaya bir süre bakmaya dayanacak kadar güzel
Haftalarca gerek bile duymayacak kadar çirkin
Her mazlumun âhına ağlayacak kadar şefkatli
Kendi haline tek damla dökmeyecek kadar acımasız
Ağzına gelen her küfrü savuracak kadar dolu
Aklına gelen bir hissi dökemeyecek kadar boş
Anne kucağındaki bebekte gördüğü kadar temiz
Toprak koynundaki cesette gördüğü kadar kirli
Her notada kendisini duyabilecek kadar derin
Her bestede tek kendisini duyacak kadar sığ
Her sabah o yataktan kaldıracak kadar tatlı
Her gece de kabuslara daldıracak kadar acı
Gözün kısıp yarınlara baktıracak kadar aydınlık
Gözün yumup önüne bakamayacak kadar karanlık
Gözlerinden bir satır okunmayacak kadar durgun
O öfkesinden sual olunmayacak kadar şiddetli
Yaz akşamı top peşindeki bir çocuk kadar enerji dolu
Yaz güneşinde inşaattaki bir işçi kadar yorgun
Kış aylarında Akdenizin sokakları kadar ıslak
Yaz aylarında Afrikanın dudakları kadar kurak
Heykel ve Can Suyu
Ey Dost,
Görürsün bu taştan perdeden içre
Sözlerinle yırtarsın şu kederi bile
Ancak etme,
Eyleme bana hüzün
Bekle ki doğsun gün
Sanma,
Ezele dek sürer bu donukluk
Yeter dostun gözünden bir damla
Can suyu,
Düşer yüreğine de diner
Kalkar durduğu yerden
Sana geleceği müjdeler
Şiirin bir durumu çok güzel tasvir ediyor. İnsanın içinde yaşadığı ikiliğin sıkışmışlığını gerçekten en derinlerde hissediyor. Okurken keşke seni tanımasaydım dedim. Seni tanımasaydım, sadece kendimi düşünür, kendi içimdeki ikiliğin bana verdiği acıya odaklanır ve muhtemelen çok daha etkilenirdim. Seni tanıdığım için bir dostumun aynı durumda olduğunu bunca açık şekilde görmenin hüznü içerisindeyim.
Ekleyebileceğim tek yer şiirinde bir gelecek anlatısı olmaması. Bu tabiki şart değil, fakat ben eksikliğini hissettim. Şiirde anlatılan durumun içinde taşıdığı potansiyel, evrilebileceği veya evrilmesini umduğumuz bir ufuk bulunmuyor. Bir umutsuzluk da bulunmuyor.
Her tasvir geleceği de içinde barındırır. Tasvir edilenin, geleceğine dair potansiyelleri tasvirde saklı olduğu gibi, yine tasvir edilenin kendi geleceğine dair umut veya umutsuzlukları da o gün içinde bulunduğu durumla doğrudan alakalıdır, hatta geleceğe dair ufku o günkü durumunun bir parçasıdır.
İçinde yaşadığın çelişkiyi anlıyorum, bu tabi büyük oranda senin maharetin sayesinde. Fakat geleceğe dair fikirlerinin de çelişikliğini şiirde görmek isterdim. Veyahut geleceğe dair bir umut veya umutsuzluk durumunu. Bu, şiirde anlatılan şahsiyeti daha da merakla incelememi sağlardı. Şimdi ise geleceği olmayan, donmuş bir heykeli anımsatıyor. Anlatılan kişinin geleceği, şiirde söz konusu olmadığı gibi, sen de şiire -dışarıdan- bir umut veya umutsuzluk eklememişsin. Bunu şiirin sondan 3. satırında yaptığın gibi o ana kadar getirdiğin düzeni bozarak yapabilirdin, hece sayılarını birbirine uydurmak için kullandığın son derece başarılı söz oyunlarından bir tane daha kullanabilirdin. Ama mevzunun senin şiire ve kelimelere olan kabiliyetinle alakası yok. Şiirinde anlattığın kişinin bir geleceği yok. Sen o kişiye bir gelecek, bir umut vermek istemediğin gibi onun umutsuzluğunu da anlatmaktan kaçıyorsun. Bu da şiirin yaşayan bir insandan değil önüne gizem perdesi örtmüş bir heykelden bahsediyormuş hissi uyandırıyor.
Tekrardan ellerine sağlık. Bütün bu ikilikleri içimizden atacağız, öncelikle sen inanmalısın. İnanmakta güçlük çektiğin zamanlarda da bunu yine şiirinde göster. Göster ki hikayemizin nereye "Kadar" gidebileceğine dair hislerimizi de tekrar anımsayalım.
Fikirlerini bekliyor olacağım.